biorezonans

BESLENME VE YAPILAN CİDDİ HATALAR

Günümüzde maalesef özellikle büyük kentlerde doğal gıdalar bulmak son derece zor olup birçok insanın tükettiği rafine edilmiş gıdalar, çok sayıda koruyucu, zehirli böcek ilaçları içermekte olup kimyasal işleme tabii tutularak tatları, renkleri vs değişmiş radyasyona maruz kalmış ve genetik'i ile oynanmış gıdalardır ve rafine işlemi sırasında içerisindeki besinlerin çok büyük bir bölümü kaybolmaktadır. Günümüzde sağlıklı besin bulmak neredeyse imkansız hale gelmektedir.

Diğer taraftan günümüzde büyük kentlerde birçok insanın beslenme şekli haline gelen hızlı-hazır gıda tarzı beslenme, birçok insan henüz farkına varamamış bile olsa insanlığın vebası haline gelmiştir.

Yoğunluklarını gerekçe gösteren birçok anne baba maalesef günümüzde bu şekilde beslenmeyi yaşam tarzı haline getirmişlerdir, çalışan birçok anne çocuklarını sözde ödüllendirmek amacıyla hamburger, patates vs. gibi sözde besin pazarlayan yerlere götürmekte olup, ciddi bir sektör haline gelmiş olması nedeniyle oyuncak vs. promosyonlu, altı ay bozulmayan hamburgerler ile çocuklarını ödüllendirmeye kalkan bilinçsiz annelerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.

Bazı anneler ise bu tip yerlere gitmek yerine evdeki yemek kültürünü bu hale getirip ne içerdiklerine bakmaksızın, aldıkları hazır bir takım hazır market ürünlerini evde 5 dakika içerisinde pişirip çocuklarının önlerine koymakta ve izledikleri TV dizisinin başına dönmektedirler.

Oysa bu tarz diyetlerin neredeyse tamamını en fazla asit oluşturan 3 yiyecek türü oluşturmaktadır. Hayvansal ürünler (et, yumurta, yağ ve süt ürünleri), rafine beyaz nişasta (Kızarmış patates, beyaz ekmek, pastalar vs.) ve çoğu zaman GDO'lu mısır şurubundan üretilen nişasta bazlı şekerin kullanıldığı tatlılar, kekler, bisküviler ve meşrubatlar.

Günümüzde, birçok batı ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de bu tarz beslenen insanlar kalorilerinin çok büyük bir kısmını bu üç yiyecek grubundan sağlamakta olup tamamen asidik beslenmeleri ve alkali özellikler sağlayan sebze ve meyvelerden yoksun kalmaları nedeniyle vücutları toksik atıklarla dolmakta ve vücutta mutlaka sağlanması gereken alkali ortam yerine asidik ortam hakim olmakta ve bu şekilde vücut direnci düşürülerek birçok kronik hastalığın ortaya çıkmasına maalesef ortam sağlanmaktadır. Sağlıklı ve uzun yaşam açısından büyük bir tehdit oluşturan bu tarz beslenme ile savaşmanın tek yolu ; Beslenmemizi, asidik atık oluşumunu azaltacak ve alkali olmayı sağlayacak şekilde tekrar düzenlemek ve hızlı-hazır gıdalar ile beslenmeyi reddederek geleneksel Türk mutfağına uygun beslenmektir.

Alkali olmayı sağlayıp toksik atık oluşumunu azaltan, başka bir deyişle vücudun sindirim yolunda çürümenin ve fermantasyonun asit oluşumuna neden olan reaksiyonlarını engelleyen, besinleri birbirleri ile bağdaştırmayı öğrenmek sağlıklı olabilmek için şarttır, çünkü bu sayede kanda asidite ve dokularda kan zehirlenmesini engellemek yada vücuttaki asidik ve alkali elementlerin dengesini kontrol altında tutabilmek mümkün olabilecektir.

Sağlıklı beslenme için besinleri birbirleriyle bağdaştırmanın öneminden daha önce bahsedilmişti. Bu anlamda ilk ve en önemli kural , hayvansal proteinler ile nişaştalı karbonhidratları birlikte tüketmemektir. Oysa günümüzde teslim olduğumuz hızlı-hazır gıda kültüründe, yediklerimize baktığımızda bu önemli kuralın tamamen ihlal edildiğini görmekteyiz. Et ve patatesin bir arada tüketildiği hamburger ve kızarmış patates, yada içerisinde sosis yada sucuk'un bulunduğu tost ile yumurta, peynir ve yumurtanın karıştırılarak yapıldığı ve ekmekle yenildiği omlet gibi örnekler çoğaltılabilir. Salgın hastalık gibi yayılan hızlı-hazır gıda kültürü, beslenmenin en önemli kuralını yerle bir etmektedir.

Bu kurala uymak için ekmek ve nişastalı karbonhidratları sabah kahvaltısında tüketilirken, eğer mutlaka içerisinde et olan bir yemek yemek istiyorsak bunu akşam yemeğinde ve kesinlikle ekmeksiz tüketmek gerekmektedir. Bu kurala uyduğumuz takdirde bağırsaklarımızda ve midemizdeki asit sorunlarını ve toksik çürümeyi önlememiz mümkün olabilecektir. Et, süt veya peynir yada yoğurt , yumurta ekmek, pirinç veya diğer nişastalı gıdalar ile birlikte tüketildiğinde vücudumuzun gerçeklerinden uzak hareket etmek suretiyle vücudumuzu zora sokuyoruz, çünkü nişastanın sindirimi ağızdaki alkali özellikler taşıyan pityalin enzimi tarafından ağızda başlamakta iken, nişastalı bir gıda ile örneğin et birlikte tüketildiğinde etin ve diğer proteinlerin sindirimi için üretilen asidik özelliklere sahip pepsin, hidroklorik asit ve diğer asit oluşturucu enzimlerin , midede, ağızda başlayan ve sindirimi için alkali ortam gerektiren nişastalı gıdalarla bir arada bulunması vücudumuzu çaresiz bırakmaktadır. Sonuç olarak nişastalı gıdaların sindirimi için gerekli alkali ortamla, proteinlerin sindirimi için gerekli asidik ortam gereksinimi birbiriyle çelişmekte olup bu iki tip gıda yani nişastalı gıdalar ile proteinli gıdalar birlikte tüketildiğinde her iki gıda tipide sindirilemeyerek fermante olmakta ve çürümektedir ki bunun sonrasında da daha fazla toksin daha fazla asidik atık sindirim yoluna bırakılarak vücutta asidik ortam yaratılmasına neden olarak vücuda zarar verilmektedir...

Hayvansal protein tüketimi ile ilgili ikinci temel kural ise; Et, süt veya peynir yoğurt gibi süt ürünleri veya yumurta gibi iki değişik tür hayvansal proteinin aynı öğünde tüketilmemesidir. Çünkü et'in sindirimi ile ilgili enzim aktivitesi sindirimin ilk saati içinde gerçekleşirken, sonrasında yumurta ve en son olarak da süt'ün sindirimi gerçekleşmektedir , dolayısıyla aynı öğünde iki değişik hayvansal proteinin tüketilmesi durumunda, bu gıdaların hiçbirisi sindirilememekte ve vücutta çürüyerek toksin atıklar olarak vücudun asidikleşmesine olanak tanıyarak vücudun direncinin kırılmasına neden olunmaktadır.Sonuç olarak süt, peynir veya yumurta ile birlikte hiçbir et türü aynı öğünde tüketilmemelidir.

Besinlerin birbirleriyle bağdaştırılmasında diğer bir kural ise; Beyaz ekmek, beyaz pirinç, makarna gibi yüksek oranda rafine nişasta içeren gıdaların, et , yumurta, süt ve ürünleri gibi hayvansal proteinlerle birlikte tüketilmemeleridir. Oysa kahvaltıda yenilen tost, üzerine bolca rafine şeker ve pastörize süt dökülerek hazırlanan ve özellikle sözde iyi beslenme amacıyla çocuklar tarafından sıkça tüketilen kuru tahıl gevreği, bu anlamda vücudun gerçeklerine aykırı ve sindirilemez özelliği ile çocuklarımıza faydadan çok zarar sağlamakta ve artık sıkça görülen ve yaygınlaşan obezite sorununa zemin hazırlamaktadır.

Vücudun gerçeklerinin bilinmemesi yada göz ardı edilmesi sonucunda bilinçsizce reklamların etkisi altında kalarak çocuklarını sözde iyi beslenmeleri amacıyla bu tip gıdalara yönlendiren anne ve babalar aslında çocuklarına ne kadar ciddi zarar verdiklerinin maalesef farkında değillerdir.

Nişastanın sindirimi bilindiği üzere Pityalin enzimi vasıtasıyla ağızda başlaması nedeniyle tüm karbonhidratlı besinlerin yutmadan önce çok iyi çiğnenmesi ve ağızdaki pityalin enziminin etkisini kaybetmemesi amacıyla beraberinde başta asidik içecekler olmak üzere hiçbir sıvı tüketilmemesi gerekmektedir ki, tüketilmesi durumunda nişastanın ağızdaki ön sindirimi engellenmiş olacağı için midede fermante olmakta ve vücuda fayda yerine zarar vermektedir.

Tereyağı veya sıvıyağlar karbonhidratların birçoğu ve tüm sebzeler ile bağdaştırılabilir, fakat et ve yumurta gibi konsantre hayvansal proteinler ile birlikte tüketilmemelidirler. Yağ midedeki gastrik salgıları engelleyerek etin sindirimini önlemektedir.Sonuç olarak, yağ tüketildikten sonraki 2-3 saat boyunca midedeki pepsin ve hidrokorik asit düzeyi önemli miktarda azalır ve yağla birlikte yenmiş olan her türlü et çürür.Bu yüzden yağ ve proteinler aynı anda yenilmemelidir.

Rafine beyaz şeker, günümüz diyetlerinde sıklıkla yeralan en fazla asit oluşumuna neden olan besin maddesidir ve midedeki varlığı tüm diğer yiyeceklerin sindirimini engellemektedir. Şekerli tatlılar veya meşrubatlar et ile beraber tüketildiğinde şeker etin sindirilmesi için gereken mide sıvılarının salgısını engelleyerek etin çürümesine ve fermantasyonuna neden olarak vücutta aşırı asit üretimine neden olmaktadır. Şeker nişastalı karbonhidratlar ile birlikte alındığında ise şeker nişastanın ağızda ön sindirimi için gerekli olan pityalin enziminin salgılanmasına engel olmakta ve sindirilmesini engelleyerek fermante olmasına ve asit üretilmesine neden olmaktadır.

Meyveler ise midede sindirim gerektirmezler ve hızlı bir biçimde oniki parmak bağırsağına geçerler ve eriyerek taşıdığı besinlerin hemen özümsenmesini sağlarlar.Fakat midedeki diğer besinler meyvelerin bağırsaklara geçişini engellerler ve meyvelerin taşıdıkları zengin doğal şeker kaynakları midede varolan bakteriler tarafından hızlı bir şekilde kullanılırlar buda midedeki her şeyin hızla fermante olmasına ve asit ile gaz üretimine neden olurlar. Bu nedenle meyvelerin başka besinler ile birlikte değil yalnız yenilmeleri vücut açısından çok daha uygundur. Taze meyvelerin bir başka özelliği ise sindirim yollarını alkali yapmaları kanın ve dokuların temizlemeleridir.Meyveler yeterli miktarda ve çeşitlilikte yendiğinde yaşam için gereken proteinler, aminoasitler, vitaminler, mineraller ve aktif enzimlerde dahil olmak üzere vücut için gerekli tüm besinleri sağlamalarıdır.Meyvelerin kendi aralarında yani diğer meyvelerle birlikte tüketilmelerinde bir sakınca bulunmamaktadır.

Sebzeler ise en uyumlu besin özelliği ile diğer tüm besinler ile kolayca sorunsuz bir şekilde tüketilebilirler, sindirim fonksiyonlarını kolaylaştıran gerekli enzimleri ve mineralleri sağlayarak diğer besinlerin sindirimine ve özümsenmesine yardımcı olurlar.Aynı zamanda sindirim artıklarının bağırsaklardaki hareketini sağlayan lifleride temin ederek vücuttan atılımına yardımcı olurlar. Sebzelerin ek'te listede görülebileceği üzere birçoğu alkali özelliklere sahiptir sadece meyveler ile çok iyi bağdaşmazlar.

Sebzeler salatalarda olduğu gibi çiğ ve bütün olarak tüketildikleri zaman, yüksek selüloz içerikleri nedeniyle sindirilmeleri uzun zaman alabilir, buna karşın suları sıkıldığında ve posaları süzüldüğünde besin değerleri ve alkalik yapıcı özellikleri önemli derecede artar ve hızla özümsenirler.Taze sebzeleri bütün olarak yemenin en iyi yolu, onları buharda,lili kaynatarak veya kavurarak hafifçe pişirmektir, çünkü bu işlem besin değerine zarar vermezken selüloz içeriklerini kolay sindirilebilecek şekilde yumuşatır.

İNSAN ET OBUR MU YARATILMIŞTIR?

Et yiyerek beslenen İnek ile , ot yiyerek beslenen köpeğin yada et yiyerek beslenen insanın farkı varmıdır, işte cevap aranması gereken soru budur.?

Buzul çağına kadar et yemeyerek vejetaryen beslenen insan son buzul çağında asıl yemesi gereken sebze, meyve benzeri gıdaları yeterince bulamaması sonucunda et yemeye başlamış ve bununla birlikte insanların sağlık sorunlarında hızlı bir artış gözlenmiştir. Et yemeden önce inanılması bile mümkün olmayacak kadar uzun yaşayan insan beslenme şeklini değiştirmesinden sonra ömrü inanılmaz derecede azalmıştır. İnsan vücudu et yemeye uygun yaratılmamıştır, bunun anlaşılması nedeniyle dünyanın değişik bölgelerinde et yemeyen topluluklar ve et yemeyen vejateryen insanlar hızla çoğalmaya başlamıştır.
1

Örneğin sürekli et ve yağlı besinlerle beslenen Eskimoların ortalama yirmi yedi buçuk yıl yaşadıkları, yada yine ete dayalı beslenen Kırgızların nadiren kırk yaşına kadar yaşadıkları göz önünde bulundurulursa et yemenin insanlar için ne kadar sakıncalı olduğu daha iyi anlaşılacaktır, diğer taraftan Pakistan'ın et yemeyen bölgelerinde yada et yemeyen Meksika yerlilerinde insanların çok daha sağlıklı oldukları, geç yaşlandıkları ve ortalama ömürlerinin yüzyılın üzerinde olduğuna bakıldığında insanların et yemeye hiç de uygun yaratılmadıkları daha iyi anlaşılacaktır.

Günümüzde insanların yemek zorunda kaldıkları etlere birde başka bir gözle bakmak gerekmektedir. Marketlerde satılan etler hayvanların çabuk büyümeleri, ağırlıklarının daha fazla olması amacıyla sentetik hormonlar ve kimyasal steroidler ile doludur. Diğer taraftan canlı hayvanlara, yetiştirildikleri ağır koşullarda hayatta kalmaları amacıyla yüksek dozlarda antibiyotik verilmektedir, örneğin ABD'de üretilen antibiyotiklerin yüzde 40'ından fazlası sığırlar, domuzlar, tavuk, alabalık vs. hayvancılıkta kullanılmaktadır.Maalesef ülkemizde bu amaçla ne kadar antibiyotik kullanıldığı bilinmemektedir, sağlık açısından bakıldığında bu durum insan sağlığı açısından ciddi bir önem taşımaktadır, sonuç olarak kullanılan yüksek miktarda antibiyotik, insanlar tarafından kullanılmış olmaktadır ki bunun sonucunda dirençli bakteriler hızla çoğalmakta ve insanların doğal bağışıklık tepkileri ciddi olarak zayıflamakta ve insan sağlığı için ciddi bir risk oluşmaktadır. Diğer taraftan dolaylı bir şekilde alınan antibiyotikler sindirim yollarındaki faydalı bakterilerinde ölmesine neden olmakta ve aynı zamanda vücutta ciddi bir asidite artışına neden olunmaktadır. Bağırsaklarda faydalı bakterilerin yok olması sonucunda bu boşluğu Kandida vs. mantarlar doldurmaktadır ki bunun sonucunda vücutta yüksek miktarda alkol üretilmesi nedeniyle hem karaciğerler zorlanmakta hem de insanlarda ciddi halsizlikler ortaya çıkmaktadır. Bağışıklık sisteminin bu şekilde zarar görmesi sonucunda insanlar maalesef çok daha kolay hasta olur hale gelmektedirler.

İnsanlar hormonlar, steroidler ve antibiyotiklerle dolu bu etleri tükettiklerinde hormonlar özümsenip insan dokularında hızlı bir büyümeye neden olmaktadır, çok et tüketen sözde gelişmiş zengin batı toplumlarında obezite diye bir hastalığın ortaya çıkmasının önemli nedenlerinden birisi budur.

Tüm bu kirletici ilaçlar ve hormonların yanı sıra canlı hayvanların beslendikleri ortamlarda kullanılan zehirli pestisid, herbisit ve kimyasal gübrelerin hayvanlar tarafından özümsenerek bu hayvanları yiyen insanlara geçtiği düşünülürse, günümüzde et yemenin ne kadar ciddi bir risk olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Tavuk eti yemenin de riskleri ortadadır, kapalı ve hareket etmesi neredeyse imkansız ortamlarda hormonlarla kısa bir süre içerisinde şişirilen tavukların aslında daha çok küçük olmaları ve kesim çağında olmamaları nedeniyle bacakları, hormonlarla şişirilen vücutlarını taşıyamaz haldedirler, daha ucuz olması nedeniyle hızlı-hazır gıda sektöründe fazlaca kullanılan tavukların artan obezite sorununda önemli katkısı bulunmaktadır. Bu tür hormonlu tavukları tüketen özellikle kız çocuklarının normalden çok daha erken regl olmaya başlamalarının yada kadınların daha çabuk menopoza girmelerinde bu tip hormonlu gıdaların etkisi küçümsenemeyecek kadar fazladır.Küçücük alanlara doldurulan çok sayıda tavuk kendi doğasına tamamen aykırı bir şekilde gün ışığı bile görmeden, çiftleşmeden, döllenmiş yumurtaya kuluçkaya yatmadan, toprağı bile tanımadan, lamba yakılarak gece gündüz yedirilerek, aslında insanlık dışı bir muameleye maruz bırakılmaktadırlar.

Bu tip risklerden kurtulmak amacıyla ülkemizde eskiden olduğu gibi insanların yeniden bahçelerinde tavuk beslemelerinin önemi büyüktür, ancak bu sayede gerçek yumurta ve sade ve doğal tavuk eti tüketme olanağını bulacaklardır.

Eğer ki etin diyetinizde mutlak surette bulunmasını istiyorsanız bu durumda en iyi seçim deniz ürünleri olacaktır.Ancak deniz ürünlerini seçerken de dikkatli olunması gerekmektedir, alacağınız balığın kültür balığı olup olmadığını yada deniz balığı ise hangi denizden yakalandığını, yada dip balığı olup olmadığını mutlaka araştırmak zorundasınız.Ticari olarak çiftliklerde üretilen kültür balıkları kesinlikle tercih edilmemelidir, çünkü aynı şekilde kültür balıkları da endüstriyel yemler, ilaçlar ve hormonlarla şişirilmektedirler.

Et yemeyenler ile özellikle kırmızı et yiyenler karşılaştırıldığında et yiyenlerde kardiyovasküler hastalıkların çok daha yaygın olduğu görülmektedir. Et ile beslenmenin stres, sigara ve genetik faktörlerden daha etkili bir kanser nedeni olduğu çok açıktır.

Yazılım ve Hosting: hozzt.com
Yasal uyarı